Yıllardır parçası olduğumuz edebiyat ve çağdaş-güncel sanat dünyasının içinden duyumsadığımız bir ihtiyaçtı bu: yalnız, dağınık, birbiriyle temas kuramayan ama aynı gövdenin parçaları olan sanatçıların, yazarların, şairlerin, müzisyenlerin, yönetmenlerin, oyuncuların birbirine daha fazla dokunabileceği bir zemin. avestART, bu ihtiyacın içinde filizlendi.
Şener Özmen & Gül Hür
1995 yılının sonlarına doğru, Kayıp kültürlerin izinde şiarıyla ilk adımlarını atan Avesta Yayınları, adını çıktığı topraklarda ortaya çıkmış, önemli bir kutsal metin olan, Zerdüşt’ün Avesta’sından alıyor. Ötekileştirilen, görmezden gelinen netameli konulara el attığı, başta Kürtler olmak üzere Asuri-Süryani, Ermeni, Yahudi, Yezidi, Azeri, Fars, Arap toplumları üzerine araştırmalar yayımladığı ve yayımlamaya devam ettiği için kitapları defalarca yasaklandı, toplatıldı ve birer “suç unsuru” olarak okurlarından uzaklaştırıldı. Devletin özellikle Kürtçe ve Kürtlerle ilgili yayınlara karşı tarihsel histerik yaklaşımı, zaman zaman hafiften hız kesmiş olsa da, Kürt kültür dünyasını hayat bulduğu alanlarda kriminalize etme çabaları asla bitmedi.
Her alanda olduğu gibi Kürtler, çağdaş-güncel sanatın da zaman zaman derin, sıklıkla sığ sularında kulaç atmayı çeyrek asırdır sürdürüyorlar. Yaşadıkları toprakların sorunlarına, küresel çıkmazlara, insanlık trajedilerine uzak-yakın çağdaşları kadar ilgililer, belki biraz daha fazla. Türkiye’nin güncel sanat sathında, özellikle 90’lı yıllarda ortaya çıkan yenilikçi, eleştirel yaklaşımın içinde de Anadolu kaplanları vardı, boyunlarında pranga gibi taşıdıkları yerellikle, daha sonra birer “Doğulu” olarak İstanbul merkezli güncel sanat sergilerinde ve geniş katılımlı etkinliklerde de boy göstermeye başladılar. Bunlardan ilki, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin (UPSD) Tüyap Fuar Alanı’nda düzenlediği, şefsiz Genç Etkinlikler idi, diğeri ise Disiplinlerarası Genç Sanatçılar Derneği’nin (DAGS) Performans Günleri. 2000’lerle birlikte, “bir Kürt güncel sanatı var mı?” sorusu, “bir Türk güncel sanatı var tabii ki!” cümlesinin geçtiği hemen her tartışmada gündeme geldi. Birlikte ele alındıklarında hiçbir tarihsel yaklaşım sorunu görünmüyor gibiydi. Ancak Kürt sanatçılar, dünyaya atılışlarıyla aynı anda gelen varlık sorunlarıyla iş ve söz üretmeye başladıklarında, Türkiye çağdaş sanat tarihini sıfırlamanın veyahut sil baştan yazmanın pratik olmayacağı, iki tarafın da kabul ettiği tuhaf bir anlaşmaya dönüştü. Bir Kürt güncel sanatı yoktu, ama bir Kürt güncel sanat hafızası pekâlâ olabilirdi!

avestART, Avesta Yayınları bünyesinde, bir çağdaş-güncel sanat hafıza dizisi adı olarak çok yakın bir zamanda ortaya çıktı. Kürt çağdaş-güncel sanatçıların dünyayla, bunu oluştururken kendi coğrafyalarıyla kurdukları her an kopacak gibi görünen bağlarını, önemli bir yayınevi için okunabilir metinlere dönüştürmek heyecan verici olsa da, Kürt çağdaş sanatçılarının diasporik üretimlerini hiç önemsemeyen bir başka dünya hali olduğu gerçeğini de gözardı etmemek gerekiyor. Tek umudumuz, Avesta Yayınları’nın kurucularından, yayıncı-editör Abdullah Keskin’in yenilikçi projelere ilgisini kaybetmemesi. Zorluklarına birlikte göğüs gereceğiz. Dizinin ilk yayını, Güney Kürdistanlı çağdaş sanatçı Walid Siti’ye, ikincisi ise Mahmut Celayir’in üretimlerine ayrıldı. Her iki kitabın da yazarı olan Fatih Tan ve Mahsum Çiçek, sanatçıların üretimlerini tarihsel, politik ve felsefik bağlamda incelediler. Sanat yazımını ve teorik tartışmaları canlandırmak, ayrıca çevirilerle Kürtçe yazın dünyasına çağdaş-güncel sanat sahnesinden eserler kazandırmak için yola çıkan avestART kitap serisi, bu minvaldeki üretimlerine devam edecek.
Yıllardır parçası olduğumuz edebiyat ve çağdaş-güncel sanat dünyasının içinden duyumsadığımız bir ihtiyaçtı bu: yalnız, dağınık, birbiriyle temas kuramayan ama aynı gövdenin parçaları olan sanatçıların, yazarların, şairlerin, müzisyenlerin, yönetmenlerin, oyuncuların birbirine daha fazla dokunabileceği bir zemin. avestART, bu ihtiyacın içinde filizlendi. Kürdistan’ın bütün parçalarında, diasporadan metropole, çoğu zaman birbirinden habersiz ama aynı dertlere yaslanan bu çabalar, zamanla kitapların ötesine geçti. Şimdi, bir hafıza dizisinin sınırlarını aşarak çok katmanlı ve daha canlı bir alana evriliyor. Derdimiz sadece belgelemek değil, birbirinden kopuk seslerin ortak izini sürmek.
avestART sanat platformu, bu genişlemeyle birlikte çokdilli ve çoğul bir üretim alanı olarak yola çıktı. Edebiyat, çağdaş-güncel sanat, sahne sanatları, sinema, müzik ve kültür alanında hazırlanan içeriklerle yalnızca Türkçe, Kürtçe ve İngilizce değil; sanatçının kendini hangi dilde ifade ediyorsa o dilde konuşan metinlere, söyleşilere, görsel anlatılara yer veriyor. Bu içerikler günün güncelliğine sıkışmayan, zamana iz bırakan, farklı disiplinleri ve farklı coğrafyaları birbirine açan bir yapı kuruyor. Platform, temelde Kürt sanatının taşıyıcısı ve seslerinden biri olmakla birlikte, yalnızca bu sınırda kalmıyor. Kürt sanatçılarının dünyayla kurduğu bağları güçlendirmeyi ve dünya sanatındaki benzer arayışlarla buluşturmayı amaçlıyor. Okura, izleyiciye ve takipçiye yalnızca bir vitrin değil, birlikte düşünme, üretme ve dönüşme alanı sunuyor. Kürt sanatının çok katmanlı seslerini bir araya getirmeyi, onları dünyaya açarken aynı zamanda dünyayı da bu seslere yaklaştırmayı hedefliyor.
Yolun başındayız. Ama elimizde yolun ruhu var: sebat, hafıza, arayış. avestART’ı birlikte kurmak, birlikte çoğaltmak, sınırlarını hep birlikte genişletmek için buradayız. Sanatı, sanatçıyı ve sanat yazarlığını birer seyir nesnesi değil, yaşayan birer söz olarak görmek isteyen herkes için bu çağrı: Gelin, Kayıp kültürlerin izini sürerken, bu yolculuğa dünyayı da tanık kılalım.